Bülent İnce
Son günlerde görme engelli yurttaşlar arayarak kendilerinden yeterince söz etmediğimi söylüyorlar. Yazılarımda herhangi bir engelli grubunu öne çıkarmadan, aralarında hiçbir ayrım yapmadan engelli sorunlarını genel olarak ele alıp tartışmaya açmaya çalışıyorum aslında. Belki tekerlekli sandalye gibi bazı sembollerden çok sık söz etmem, görme engelli yurttaşlar arasında böyle bir algı oluşmasına neden olmuş olabilir ama bu da bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de engellilikten söz açılınca ya da yazmak istenince bazı sembollerin daha belirleyici olmasından kaynaklanıyor. Yakınılan durumun izahı bu kadar yalın. Konuşulması gereken fakat ihmal ettiğimiz (en azından benim) bir hakkı da burada teslim etmeliyim: Engelli hakları mücadelesinde görme engelliler her dönem öncü bir rol üstlenmişlerdir. Gerek örgütlenme gerekse bireysel çabalar açısından bakıldığında bu böyledir. Büyük bir zevkle, bu hafta görme engelli kardeşlerimden bahsedeceğim.
TÜİK VERİLERİ
Ülkemizde, 2010 yılında TÜİK’in yaptığı Özürlülerin Sorun ve Beklentileri Araştırması’na göre görme engellilerin yüzdelik dağılımları şöyledir: Görme engelliler toplam engellilerin yüzde 8,4’nü oluşturmaktadır. Bu dilim içerisindekilerin yüzde 67’si erkek ve yüzde 33’ü kadın; yüzde 59,2’si kent, yüzde 40,2’si kırsal yerleşimli; görme kaybı (özür oranı) yüzde 20-39 arası olanlar yüzde 28,3; yüzde 40-69 arası olanlar yüzde 28,1; yüzde 70 ve yukarısı olanlar yüzde 43,6’tür. Yaş grubuna göre ise 0-6 yaş arası olanlar yüzde 1,4; 7-14 yaş arası olanlar yüzde 5,1; 15-24 yaş arası olanlar yüzde 16,1; 25-44 yaş olanlar yüzde 36,2; 45-64 yaş arası olanlar yüzde 25,5 ve 65 yaş ve yukarısı olanlar yüzde 15,8’ini oluşturmaktadır.
BİRÇOĞU ENGELLENEBİLİR
Engelliliğin her türünde olduğu gibi görme engelliliğe neden olan birçok hastalık da (bir araştırmaya göre yüzde 80 oranında) önlenebilir niteliktedir. Kalıtımla geçen, kazalarla veya mikrobik ve mekanik nedenlerle ortaya çıkabilen bu ve buna benzer hastalıklar bu türdendir. Ülkemizde akraba evlilikleri, çocukluk çağı görme engelliliğin başta gelen sebebidir. Trahom, cüzzam, şeker hastalığı (diyabet), glokom, katarakt, doğuştan körlüklerin genellikle tedavisi yoktur. A vitamini eksikliği gibi beslenme bozuklukları da başlıca görmeme nedenleridir. Erişim, görme engellilerin diğer engelli gruplarına göre en fazla etkilendikleri, büyük zorluk yaşadıkları sorunların başında gelmektedir. Görme engellilerde düşme, çarpma ve yaralanma riski daha fazladır, çünkü yollar ve sosyal yaşam alanları görme engelliler açısından “engellerle” doludur. Cadde ve sokakların standartlara uygun olmaması, kaldırımlar, rampalar, özellikle kırsal kesimlerde üstü açık bırakılmış kuyular görme engellilerin açısından ölümcül olabilecek yaralanmalara neden olmaktadır. Bu türden kazaların en büyük nedenleri ise kaldırımların orta yerlerine dikilen elektrik ve aydınlatma direkleri, beton mantarlar, ağaçlar ve işgalci esnaf tezgâhları olmaktadır. Önemli diğer bir sorun da yoldan karşıdan karşıya geçmektedir. Trafik ışıklarında renklerin durumuna göre sinyal veren sistemler çok az olmakla birlikte genellikle büyük şehirlerde bulunmaktadır. Sürücüler geçiş önceliği hakkını engellilere vermemekle engellilerin hayatını hiçe saymaktadır. Görme engellilerde temel insan hakkı olan eğitim ve bilgiye ulaşım haklarından büyük ölçüde mahrumdur. Dünyada yayınlanan kitapların yüzde 95’inin Braille baskı, büyük puntolarla baskı ve/veya sesli baskı gibi görme engelliler açısından erişilebilir formatlarda olmaması bu sorunun en temel göstergesidir. Bu sorunun sorumluluğu büyük ölçüde yayınevlerine ve onların bu konudaki denetimini yapması gereken devlete düşer.
Görme engelli kardeşlerimiz tarih boyunca engellilerin selameti için hem toplumsal hayata katılımlarıyla, hem sosyal, siyasal ve kültürel örgütlenme girişimleriyle engelli camiası içinde özel bir yer almışlardır. Fotoğrafçılık, sinemacılık gibi en akla hayale gelmeyecek işlerle ‘sıradan’ aklın sınırlarını zorlayan bu camianın mensuplarını özellikle kutluyor, yollarının açık olmasını diliyorum.
Son günlerde görme engelli yurttaşlar arayarak kendilerinden yeterince söz etmediğimi söylüyorlar. Yazılarımda herhangi bir engelli grubunu öne çıkarmadan, aralarında hiçbir ayrım yapmadan engelli sorunlarını genel olarak ele alıp tartışmaya açmaya çalışıyorum aslında. Belki tekerlekli sandalye gibi bazı sembollerden çok sık söz etmem, görme engelli yurttaşlar arasında böyle bir algı oluşmasına neden olmuş olabilir ama bu da bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de engellilikten söz açılınca ya da yazmak istenince bazı sembollerin daha belirleyici olmasından kaynaklanıyor. Yakınılan durumun izahı bu kadar yalın. Konuşulması gereken fakat ihmal ettiğimiz (en azından benim) bir hakkı da burada teslim etmeliyim: Engelli hakları mücadelesinde görme engelliler her dönem öncü bir rol üstlenmişlerdir. Gerek örgütlenme gerekse bireysel çabalar açısından bakıldığında bu böyledir. Büyük bir zevkle, bu hafta görme engelli kardeşlerimden bahsedeceğim.
TÜİK VERİLERİ
Ülkemizde, 2010 yılında TÜİK’in yaptığı Özürlülerin Sorun ve Beklentileri Araştırması’na göre görme engellilerin yüzdelik dağılımları şöyledir: Görme engelliler toplam engellilerin yüzde 8,4’nü oluşturmaktadır. Bu dilim içerisindekilerin yüzde 67’si erkek ve yüzde 33’ü kadın; yüzde 59,2’si kent, yüzde 40,2’si kırsal yerleşimli; görme kaybı (özür oranı) yüzde 20-39 arası olanlar yüzde 28,3; yüzde 40-69 arası olanlar yüzde 28,1; yüzde 70 ve yukarısı olanlar yüzde 43,6’tür. Yaş grubuna göre ise 0-6 yaş arası olanlar yüzde 1,4; 7-14 yaş arası olanlar yüzde 5,1; 15-24 yaş arası olanlar yüzde 16,1; 25-44 yaş olanlar yüzde 36,2; 45-64 yaş arası olanlar yüzde 25,5 ve 65 yaş ve yukarısı olanlar yüzde 15,8’ini oluşturmaktadır.
BİRÇOĞU ENGELLENEBİLİR
Engelliliğin her türünde olduğu gibi görme engelliliğe neden olan birçok hastalık da (bir araştırmaya göre yüzde 80 oranında) önlenebilir niteliktedir. Kalıtımla geçen, kazalarla veya mikrobik ve mekanik nedenlerle ortaya çıkabilen bu ve buna benzer hastalıklar bu türdendir. Ülkemizde akraba evlilikleri, çocukluk çağı görme engelliliğin başta gelen sebebidir. Trahom, cüzzam, şeker hastalığı (diyabet), glokom, katarakt, doğuştan körlüklerin genellikle tedavisi yoktur. A vitamini eksikliği gibi beslenme bozuklukları da başlıca görmeme nedenleridir. Erişim, görme engellilerin diğer engelli gruplarına göre en fazla etkilendikleri, büyük zorluk yaşadıkları sorunların başında gelmektedir. Görme engellilerde düşme, çarpma ve yaralanma riski daha fazladır, çünkü yollar ve sosyal yaşam alanları görme engelliler açısından “engellerle” doludur. Cadde ve sokakların standartlara uygun olmaması, kaldırımlar, rampalar, özellikle kırsal kesimlerde üstü açık bırakılmış kuyular görme engellilerin açısından ölümcül olabilecek yaralanmalara neden olmaktadır. Bu türden kazaların en büyük nedenleri ise kaldırımların orta yerlerine dikilen elektrik ve aydınlatma direkleri, beton mantarlar, ağaçlar ve işgalci esnaf tezgâhları olmaktadır. Önemli diğer bir sorun da yoldan karşıdan karşıya geçmektedir. Trafik ışıklarında renklerin durumuna göre sinyal veren sistemler çok az olmakla birlikte genellikle büyük şehirlerde bulunmaktadır. Sürücüler geçiş önceliği hakkını engellilere vermemekle engellilerin hayatını hiçe saymaktadır. Görme engellilerde temel insan hakkı olan eğitim ve bilgiye ulaşım haklarından büyük ölçüde mahrumdur. Dünyada yayınlanan kitapların yüzde 95’inin Braille baskı, büyük puntolarla baskı ve/veya sesli baskı gibi görme engelliler açısından erişilebilir formatlarda olmaması bu sorunun en temel göstergesidir. Bu sorunun sorumluluğu büyük ölçüde yayınevlerine ve onların bu konudaki denetimini yapması gereken devlete düşer.
Görme engelli kardeşlerimiz tarih boyunca engellilerin selameti için hem toplumsal hayata katılımlarıyla, hem sosyal, siyasal ve kültürel örgütlenme girişimleriyle engelli camiası içinde özel bir yer almışlardır. Fotoğrafçılık, sinemacılık gibi en akla hayale gelmeyecek işlerle ‘sıradan’ aklın sınırlarını zorlayan bu camianın mensuplarını özellikle kutluyor, yollarının açık olmasını diliyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder